Etkinlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Etkinlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Eylül 2013 Pazartesi

ATİNA'DA BİR KADIN - Sofka Zinovieff (AĞUSTOS AYI OKUMALARIM)


Arka kapaktan

Babası Rus, annesi İngiliz Sofka Zinovieff, genç bir üniversite öğrencisiyken Yunanistan’da birkaç ay geçirip bu güneşli Akdeniz ülkesinden ve insanlarından çok etkilenir. 2001 yazındaysa, Sofka ile Yunanlı eşi Vasilis, en büyük düşlerini gerçeğe dönüştürüp Atina’ya yerleşmeye karar verirler. Böylece bir yabancının gözünden Atina’yı ve Yunanistan’ı tanıtan en eğlenceli, en komik ama yeri geldiğinde de en ciddi anı-gezi kitabı Atina’da Bir Kadın ortaya çıkar.
Zinovieff, kitabında Yunanlılarla ilgili bilinmesi gereken her şeyi anlatıyor: Yunanistan tarihi, Yunan mutfağı, tavernalar,  rebetiko, gece hayatı, Yunan adaları ve Türk-Yunan ilişkileri…
“Şiirler, tarihle ve usta gözlemlerle dolu harika bir kitap!” Daily Mail
“Yunanistan’a gitmeyi düşünen herkesin okuması gereken, son derece yalın ve iyi yazılmış bir anı-gezi kitabı.” Peter Stothard, Times Literary Supplement
*… “çirişot” araştırmacılara göre, bu bitkinin tohumları ve kökleri, Yunanistan’da mısırın yetiştirilmesinden önce temel besin maddesiydi. Çirişotu aynı zamanda ölümle bağdaştırılan bir bitkidir.
*…”Marti (Mart ipi)”  arkadaşlarım uğur getirsin diye yapmışlar. Paskalya zamanına kadar bileğimizden hiç çıkarmamamız gerek.
*… kuzunun bağırsaklarıyla, sakatat parçalarının uzun bir şişe geçirilip kömür ateşinde pişirilmesiyle yapılan “kokoretsi” yapılacaktı. Bu geleneksel yemek, deli dana hastalığının ortaya çıkmasıyla son yıllarda Avrupa Birliği tarafından yasaklanmış olsa da bu yasak, kokoreçe olan ilgiyi daha da arttırmıştı.
*Her kilisenin kapısına, mezarlıklara özgü mor renkli rozetler ve kurdeleler asılmıştı. Her kilisenin içinde birer epitafilos yani Hz. İsa’nın üstü örtülü ve çiçeklerle kaplı temsili bir mezarı yer alıyordu.
*…İsa’nın çarmıha gerildiğinde yaşadığı acıyı anımsamak için sirke içer ya da tuz yerdi.
*Almanlarla ilgili bu öykü; “Yunan askeri, Yunan bayrağını çıkarıp, kendi üstüne sarmış, sonra kendini aşağıya bırakıvermiş.” Bu öykünün gerçekliği (zamanında Daily Express gazetesinde yayınlansa da) hiçbir zaman kanıtlanamamıştır.
*Bilet gişesinde çalışan devlet memurları, öğlen ikide çalışmayı bırakıyor, dolayısıyla dünyanın en ünlü turistik yerlerinden biri olan Akropolis, günün büyük bölümünde kapalı kalıyordu çünkü ülkedeki bütün devlet memurları için paydos saati ikiydi.
*Her Atinalı, Akropolis’ten kendisine göre bir anlam bulup çıkarır. Bu yapıyla kişisel hatta çok özel bir ilişki kurarlar.
*Faskomilya (Adaçayı) adını, dört bir yanda yetişen adaçayından almıştı.
*”Poseidon” Uzmanlara göre, bu tapınak Parthenon tapınağı ve hemen yakınlardaki Eyina adasında bulunan muhteşem Aphaia tapınağıyla birlikte kusursuz bir eşkenar üçgen oluşturur.
*Son yıllarda yapılan gülünç villalarla gösterişli apartmanlar, kadınların eskiden giydiği somon pembesindeki giysilerin tonlarında boyanarak son modaya uydurulmaya çalışılmıştır.

Altını çizdiğim yerler;
*Yunanlıların konuşmasının en belirleyici özelliği sözlerini sakınmadan fikirlerini ifade etmeleridir. Yunanlının doğasında var olan bu tartışma ve eleştirme huyu, gayet sıradan bir konuşmanın dışarıdan bakıldığında bir ölüm kalım meselesi olarak algılanmasına yol açabilir.
*…peynirli poğaça;  tiropita. Burada çocuklar kahvaltı yapmayı pek sevmez. Tiropita ise geç saatte yenen bir öğle yemeğinden önce açlığı bastırmak için en çok tercih edilen yiyecektir.
*”Bayan (Kiria)”, bildiğimiz su ”küçük-su (nero-neraki)”, hayır “ohi”, ekmek “ekmekçik (psomi-psomaki)”, el “elceğiz (heri-heraki)” ,it sürüsü “koprokskyla”,  manyak “ylameni”, aptal “ilithia”, işe yaramaz “malakas”, şenlik “glendi”, keyif “kefi”, Allah göstermesin “a-pa pa pa”,simitler “kulourya”,*semt isimleri; kumru “peristeri”, tarlakuşu “koridhalos”, boğa”tavros”, arı kovanı “kipseli”, başkalaşım “metamorfosi”, defne “dhafni”, üzüm bağları “ambelokipi”, misket üzümü “moshato”, güzel manzara “kalithea”, küçük sütun “kolonaki”. Özgürlük “eleftheria”, barış “irini”, bilgelik “sofia”, kurtuluş “sotiria”, şafak “harama”,
*Birisiyle ayrılırken, iyi günler diyerek  vedalaşılır ve “iyilikle kal” denir. Hatta doğumu yaklaşan hamile kadınlara  “iyi kurtulmalar” dileğinde bile bulunulur.
*Çok kullanılan bir atasözü; “Yamalı da olsa, kendi evindeki ayakkabı giy.” Bu düşünceye göre, kendi memleketinden huyunu suyunu bildiğin biriyle evlenmek, uzak diyarlardan gelmiş, daha çekici bir kadınla evlenmekten daha iyiydi.
*Yunanlılar daha yüksek sesle konuşup, birbirlerinin sözünü çok sık keser, beden dillerini içlerinden geldiği gibi kullanmazlarsa, kendilerini köşeye sıkışmış gibi hissedip bocalamaya başlarlar.
*…Radyoda dinlediğim bir uzmana göre, tespih boncukları tercihen kehribar, sonra kemik, fildişi, tahta ya da mercan gibi yaşayan malzemelerden yapılmalıymış.
“Metal ya da taş gibi ölü bir malzemeden yapılırsa, sürekli yanımda taşıyıp, okşayabileceğim bir arkadaş olmaz bana o tespih”…
*…genel evleri, bir okul, meydan, kilise, frontistirio (dershane)ya da çocuk bahçesinin 200 metre yakınına bir “ev” açmak mümkün değil…
*…”yabani soğan” olarak bilinen büyük çiçek soğanlarını kırmızı kurdelelerle bağlayıp, satıyorlardı. Bu çiçek soğanları evimizin yakınlarındaki tepelerde gözümüze ilişmişti ama ön kapıya asıldıklarında uğur getirdiklerine inanıldığını hiç bilmiyordum.
Bu eski geleneğe göre “zeytin ve defne dalları” bütün bir yıl kapıların üzerinde asılı kalır ve 1 Ocak’ta yenileriyle değiştirilirmiş.
*”hrisi mu” canım anlamında kullanılsa da kelime anlamı “altınım” demektir.
*…isim günlerini asla atlayamazsınız. Bu kutlamalar kaçınılmaz olarak sizinle aynı ismi paylaşan bir sürü insanla aynı gün yapılıyor olsa da isim günleri doğum günlerinden bile daha büyük önem taşır. Birçok insan isim günlerinde evlerinin kapısını herkese açık tutar.
*Yunanistan (kişi başına yaklaşık yirmi litrelik tüketimle) en fazla zeytinyağı kullanılan ülke konumunda. Yunanistan’daki ağaçların dörtte üçünden  fazlası zeytin ağacı.
*Bebeklere doğdukları ilk bir yıl içinde ya da vaftiz törenine kadar genellikle bir isim konmaz.
*Yunanistan’da her yıl ocak ve şubat aylarında yaşanan ılıman ve gökyüzünün masmavi olduğu günler çok eskiden beri biliniyordu. Efsaneye göre yalıçapkını o kadar zarif bir kuşmuş ki, kış ortasında yumurtalarını sahile bıraktığında, yavrular yumurtadan çıkıncaya dek fırtınalı denizler diner durulurmuş.

AŞKIN GÖZYAŞLARI-SİNAN YAĞMUR(AĞUSTOS AYI OKUMALARIM)



Arka kapaktan

Yedinci ve en tesirli bıçak darbesi ensesine gelir boynu sağa doğru bükülmüştür. Dervişler yere kapanmasını bekleye dursun. Şems Hz. Peygamberin şu hadisini sesi boğuk mırıldanır: “Allah’a kavuşmayı isteyeni Allah da sever” Dervişlerden birisi sırtına tekmeyi vurur. Yüzüstü taş zemine kapanır, dudağı patlamış, dişleri zemine dökülmüştür Siyah feracesi kanlar içinde bordoya dönmüştür. Saçlarından tutarak kafasını kaldıran dervişin niyeti Şemsin başını gövdesinden ayırmaktır 
Baş derviş engeller. Bırakın son nefesini versin. Sonra da en yakın bir kuyuya atın. Kıyafetine sarp atın. 

Avluyu yıkayın. Sabah ile yola çıkarız. Şems hala son nefesini vermemiştir Sille taşının üzerindeki başını hafifçe göğe kaldırır ve: “Allah ne güzel sevgilidir. Rabbim sana aşığım. Ve bu canı sana hediye ediyorum.” Mevlana içeri girer, mendili koklar eli titreyerek açar. İçinden san kağıda yazılmış bir not çıkar: “Yemin ederim ki ölümümün gözlerinin önünde olmasını isterdim. Gör ki aşk için 
ölmek ne demekmiş.” Mevlana olduğu yere düşüp bayılmıştır.Geceden sonra doğan ve kalplerin çöllerini cennetlere çeviren bir gözyaşı bu. Çoraklaşmış ve çöle dönmüş kalpler; açın sadrınızı! Aşkın gözyaşları, serin serin, sağanak sağanak, üzerimize damlıyor; bakın gökyüzüne, nasılda aşk yağıyor..


Altını çizdiğim yerler,

*Her şey insanoğluna feda iken, insanoğlu ise kendine cefa olmuştur.
*Sen teninle hayvan, ruhunla meleksin.  Bunun için hem toprağa hem feleğe gidersin.
*Gençliğin dört umdesi vardır. Vatan kokusu, kitap kokusu, oğul kokusu ve yârin kokusu…
*Arıyorum; içimdeki yakınlığı, yakınlıktaki içimi, içimdeki seni. Dönüp dolaşıyorum ey aşk. Dolaşıp duruyorum.
*İkiyüzlü insan cehennemin en alt katındadır.
*Gençliğimde aradığımı yaşlılığımda buldum, neylersin. Ya ben erken geldim ya sen geç kaldın vuslata, neylersin. Kader!
*Allah göklerin ve yerin nurudur. O’nun nuru, içinde kandil bulunan içi oyuk bir kandil gibidir. Kandil bir sırça içindedir. Bu sırça da sanki incimsi parlak bir yıldızdır ki ne doğuya ne batıya nispet edilmeyen bir zeytin ağacından yıkılır. (Nur,35)
*Aşkın aslı üç mertebe üzeredir: İnsani aşk, ruhani aşk ve Rabbani aşk. İnsani aşk, aşkın başıdır ve ruhani aşkın basamağıdır. Ruhani aşk da Rabbani aşkın merdivenidir. Rabbani aşk, cevheri saf, cismi latif, görünümü zarif, tabiatı ince, ruhu yumuşak, sırrı aydınlık ve yaradılışı yüce insanlarda açığa çıkar. Öyleyse aşk, cemal, güzellik, yetkinlik ve ahlak sahiplerinde bulunur.
*Âlimlerin sediri sofanın ortasıdır. Ariflerin sediri evin köşesidir. Sofilerin sediri sofanın kenarındadır. Âşıkların mezhebinde sedir dostun yanıdır.
*Dün, dünle beraber gitti cancağızım
   Ne kadar şey varsa düne ait

  Şimdi yeni şeyler söylemek lazım…
*Peygamberin bir hadisi vardır:”Eğer bir kimse bir şeyden Allah lütfüne ulaşırsa ona sıkı sıkıya bağlanmalıdır.”
*Haram rızık peşinde koşanın kalbi,  teni içinde tamamıyla ölüme mahkûmdur. Belaların nerden geldiğini bilmemek, belaların en büyüğüdür.
*Gönül konularında kendini hemen verme, kendini verdiğin de diplere batarsın.
*Suskun ve anlaşılmaz insanlarla karşılaştığında, onlara düşüncelerini açma. Alıngan ve bencil insanlarla karşılaştığında sözlerine dikkat et.
*Dostluk gül olmaktır, yaprağı ile de dikeni ile de.
*…Şeytan da bu zamana kadar bütün insanları kandırıp saptırmaya çalışacağını söyledi. “Önlerinde, arkalarında, sağlarında ve sollarında olacağım dedi.” Allah buna izin verdi; fakat şöyle buyurdu: ”Senin bütün takipçilerini cehenneme atacağım ve Ben de kullarıma altlarından ve üstlerinden tecelli edeceğim.”
…şeytan dört yönü alarak üstümüzü ve altımızı Allah’a bıraktı. İşte bu yüzden *dua ederken ellerimizi havaya kaldırırız ve secde ederken başımız yere bakar.
*Ben aşkın tadını Mevlana’dan, taşkınlığını ise Kimya Hatun’dan öğrendim.
*Sağ elini göğe, sol elini toprağa doğru aç. Gözlerini kapa kainatla birlikte dönmeye başlıyoruz.  Sakın gözlerini açayım deme. Gökten sağ eline dökülenleri görmemen lazım. Sol elinden toprağa düşen canları da görme sadece sema et.
*Aşk ve ölüm anlıktır. Anın anıdır. Aşk ölümde dirilmek. Ölüm aşkta kendini bulmak, birliğe ermektir.
*Mihr-i ban; Mihr, Farsça’da muhabbet, merhamet demektir. Aynı zamanda güneş manasını da taşır. Ban, sahip manasında cı-ci ekidir. Mihriban; sevgiye dönüşen, sevgi soluyan demektir.
*…gece cenaze namazı kılınmaya başlanır. İslam tarihinde Hz. Osman’dan sonra cenazesi kılınıp defnedilenin ikincisi Şems’e nasip olmuştur.

12 Ağustos 2013 Pazartesi

Okuma Şenliği'nde 1 Ayımız doldu ve Okuduğum Kitaplarım

Merhaba Pinuccia'nın etkinliğine katıldığım için bende çok mutluyum. canla başla okumaya devam ediyorum :)hatta ekim'den önce bitiricem gibi gözüküyor ;) 1 ay içinde okuduklarım ise (70 Puan olmuş bile);
•(5 puan) Canımın istediği kitap:Kavim-Ahmet Ümit (cep boy) 535 sayfa-everest yayınları
•(5 puan) 150 sayfadan kısa kitap: 'AN'da Geçmiş Zamanlar/Nuran Karakaya Göktürk-96 sayfa-Ares Yayınları
•(10 puan) Okuduğu kitabın adında bir renk olanlara: Mor/İnci Aral-319 sayfa-epsilon yayınları
•(10 puan) Bir serinin ilk kitabı olmayan kitap:Angela'nın Külleri 2 (Umuda Doğru)/Frank McCourt-392 sayfa (cep boy)-epsilon yayınları
•(15 puan) Kendisi dışında herkesin o kitabı okuduğunu düşünüp sonunda o kitabı kendisi de okuyanlara:Ye Dua Et Sev/Elizabeth Gilbert -490 sayfa(cep boy)pegasus yayınları
•(25 puan) 400 sayfadan uzun bir kitap okuyanlara: Ahmet Ümit/Bab-ı Esrar-656 sayfa(cep boy)-everest yayınları

Okumaya devam çünkü bitirmem gereken kitaplarım var.
*Edebiyat Mutluluktur/Zülfü Livaneli-240 sayfa (şuan okumaktayım)
*Balkanlar Defteri/Nesteren Davutoğlu-316 sayfa
*Atina'da Bir Kadın/Sofka Zinovieff-299 sayfa
*Aşkın Gözyaşları Tebrizli Şems/Sinan Yağmur-248 sayfa

4 Haziran 2013 Salı

İsim Şehir Hayvan Kaçıranlar için İzmir'e geliyor





Tür : Belirtilmemiş
Yazan : Yılmaz Özdil
Yönetmen :
Oyuncular : Nusret Çetinel, Sabri Özmener, Hülya Gülşen Irmak, Bilal Çatalçekiç, Burcu Kazbek, Banu Çiçek, Taner Ergür, Yeliz Şatıroğlu, Anıl Yülek, Levent Çimen, Aybar Taştekin, Serdar Aslan, Zafer Aslan, Alev Azyok
 
Konusu : Tiyatro İstanbul - Gencay Gürün
Eser: Yılmaz Özdil
Müzikli Kabare

Oyunlaştıran: Saygın Delibaş, Fethi Kantarcı
Dekor: Barış Dinçel
Kostüm: Sinan Demir
Müzik: Serdar Aslan, Zafer Arslan
Koreografi: Gizem Erden
Oynayanlar: Nusret Çetinel, Sabri Özmener, Hülya Gülşen Irmak, Bilal Çatalçekiç, Burcu Kazbek, Banu Çiçek, Taner Ergür, Yeliz Şatıroğlu, Anıl Yülek, Levent Çimen, Aybar Taştekin, Serdar Aslan, Zafer Aslan, Alev Azyok


Yılmaz Özdil: Gala
Ayıptır söylemesi, Türkiye'de değil, dünyada ilk kez, günlük köşe yazılarının tiyatro haline getirileceğini, İsim Şehir Hayvan'ın kabare olacağını, Gencay Gürün'ün Tiyatro İstanbul'u tarafından sahneleneceğini yazmıştım.

Perde açılıyor. Gala, 30 Temmuz Pazartesi akşamı, İzmir Karşıyaka Bostanlı Açıkhava Tiyatrosu'nda.
Paris Başkonsolosluğu, İzmir Milletvekilliği yapan, Devlet Tiyatroları'nda senelerce baş dramaturg ve genel sekreter olarak çalışan, İstanbul Belediye Tiyatroları'nın efsane genel sanat yönetmeni olan, 1994'te kendi tiyatrosunu kuran, Yılın Kadını seçilen Gencay Gürün: İsim Şehir Hayvan'ın genel sanat yönetmenliğini üstlendi. Hayatımda aldığım en büyük ödül.

Dünyada ilk kez, günlük köşe yazılarının kabare haline getirilmesi fikrinin mimarı, Tiyatro İstanbul'un genel müdürü, Emin Hamarat: Projenin hayata geçmesi için, aylardır gecesini gündüzüne katan, ruh ikizim: Okurlarımla birlikte yaşadığımız gururu, ona borçluyuz.

Yöneten'in ismini ilk duyduğumda, çaktırmadım ama, bayılacak gibi oldum. Metin Serezli: 100'den fazla tiyatroda, 50'den fazla filmde rol aldı, 28 oyun, 5 müzikal yönetti. 200 küsur radyo oyunu, onlarca televizyon dizisi: Bristol, Erlangen, Avignon festivallerine oyuncu ve Türkiye delegesi olarak katıldı. Dormen Tiyatrosu, Şan Tiyatrosu, Çevre Tiyatrosu'nun ardından, 14 yıldır da Tiyatro İstanbul'da: Avni Dilligil, Afife Jale, İsmail Dümbüllü, Üniversiteler Birliği, Rotary ve Lions'lardan en iyi oyuncu ve en iyi yönetmen ödülleri var. Duayen, yaşayan efsane: Bu onuru hak etmek için ne yaptığımı hakikaten bilmiyorum, sadece Allah'a şükrediyorum.

Oynayanlar: Nusret Çetinel, Sabri Özmener, Hülya Gülşen Irmak, Bilal Çatalçekiç, Burcu Kazbek, Taner Ergör, Banu Çiçek, Aybar Taştekin, Yeliz Şatıroğlu, Levent Çimen, Anıl Yülek.

Kimi devlet tiyatrosu sanatçısı, kimi konservatuvarda öğretim üyesi, kimi Haldun Dormen'in, kimi Göksel Kortay'ın asistanı, kimi de Levent Kırca, Müjdat Gezen, Gülriz Sururi, Ali Poyrazoğlu, Hadi Çaman gibi ustaların tiyatrolarında rol alıp, Dinçer Sümer, Rutkay Aziz, Kenan Işık, Ejder Akışık, Cihan Ünal, Emre Kınay ve Işıl Kasapoğlu'yla çalıştı. Hemen hepsini, tiyatronun yanı sıra, sinema filmlerinden ve televizyon dizilerinden tanıyorsunuz ama, kırk yıl düşünsem, gelmiş geçmiş en büyük halk ozanımız, kurban olduğum Âşık Veysel'in torunu Yeliz Şatıroğlu'yla aynı projede yer alabileceğim aklıma gelmezdi: Ve, elbette kariyerlerini, ödüllerini tek tek buraya sığdırabilmem mümkün değil, hepsinin adına, kadronun en tecrübelisi, bir büyük ustayı yazayım, Nusret Çetinel: Ankara Birlik Sahnesi, Kardeş Oyuncular, Küçük Komedi Tiyatrosu, Nisa Serezli-Tolga Aşkıner, Levent Kırca ve devlet tiyatrolarında sayısız oyunda rol aldı, 1972'den beri sahnede ve ekranda.

Dekor, Barış Dinçel: Bir başka efsane, tiyatro ve sinema sanatçısı, yönetmen, rahmetli Savaş Dinçel'in oğlu. Şehir Tiyatroları'nda görev yapıyor, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde sahne tasarımı dersi veriyor. Sihirbaz olduğunu biliyordum, yaptıklarını görünce, büyücü olduğuna karar verdim. Ne demek istediğimi, kabareyi seyredince anlayacaksınız ama, ipucu vereyim, memleketin hali gibi, komple yamuk!

Kostümler, Sinan Demir: Tiyatronun yanı sıra, Issız Adam filminin sanat yönetmen yardımcısı, Keşanlı Ali, Geniş Aile, Kınalı Kuzular gibi televizyon dizilerinde imzası var.

Müzik, Serdar Aslan, Zafer Aslan ve Alev Azyok: Piyano, gitar, buzuki, kemençe, perküsyon sanatçıları: Sözler yazılardan, müzik, beste ve söylemesi onlardan.

Koreografi, Gizem Erden: Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda öğretim görevlisi olarak, Ankara Devlet Tiyatrosu'nda dansçı ve koreograf olarak çalıştı. Oz Büyücüsü, Karlar Kraliçesi, Titanik Orkestrası müzikallerinin koreografisini yaptı.

Oyunlaştıran: Yani, İsim Şehir Hayvan'daki günlük köşe yazılarını, tiyatro olarak ete kemiğe büründürenler, birinci sınıf iki hergele, Saygın Delibaş ve Fethi Kantarcı.

Saygın, Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde yetişti, Ferhan Şensoy'un yanında pişti, bu iki ustanın isteğiyle, yazarlığa yöneldi. Fethi ise, beni yeni tanıdı ama, ben onu bebekliğinden beri tanırım. Değerli gazeteci ağabeyim Cevher Kantarcı'nın oğlu: 10 yaşındayken reklam yıldızı oldu, büyüyünce yazarlığa geçti. Özgeçmişini gönder bakayım dedim, şunu göndermiş: “Yüce Allah'ın emrinde, Atatürk'ün izinde, alayına gider, yaşasın tam bağımsız Türkiye!”

Tahminim, nasıl bi tiyatro yazdıkları konusunda fikir vermiştir size: İkisi birlikte, Kraliyet Tiyatrosu'nu kurdular, Hastasıyız ve Denizaltı isimli oyunları yazıp, yönettiler. Böyle yürekli ve zeki gençler varken, niye tırışkadan tiplere köşe yazdırırlar, inanın, izahı mümkün değil.



Bostanlı Suat Taşer Açıkhava Tiyatrosu 13 Haziran 2013 / 21.00
Bilet Fiyatları

1. Kategori
- 50.00 TL
2. Kategori - 39.00 TL
3. Kategori - 28.50 TL



Bornova Açıkhava Tiyatrosu Bilet Fiyatları 14 Haziran 2013 / 21.00

1. Kategori
- 50.00 TL
2. Kategori - 39.50 TL

Bilet satış noktaları : Biletix, Bostanlı Suat Taşer Açıkhava Tiyatrosu, Bornova Açıkhava Tiyatrosu