2 Ekim 2013 Çarşamba

Laurent Gounelle-Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer (Ekim Ayı Okumalarım)



Arka Kapaktan;
Tanrı Daima Tebdil-İ Kıyafet Gezer
Mutluluğun kapını çalmasını bekleme, sen ona git 
Hayatını değiştirecek roman bu işte!
Bir düşünün. İntihar etmek üzeresiniz. Bir adam hayatınızı kurtarıyor, ama karşılığında sizinle bir anlaşma yapıyor. Bundan sonra o ne söylerse sorgusuz sualsiz yapacaksınız. Kendi iyiliğiniz için... Çaresiz, kabul ediyorsunuz ve hayatınızın iplerini tıpkı bir kukla gibi başkasının ellerine bırakıyorsunuz. Ve hayatınız eskisinden çok daha güzel oluyor. Yine de şüpheleriniz var: Bu adam aslında kim? Çevresindeki gizemli kişilerin sırrı ne? Sizden aslında ne istiyor?

Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer, kendi kendimize koyduğumuz engelleri, korkularımızı ve önyargılarımızı nasıl aşacağımızın, kaderimiz sandığımız mutsuz bir yaşamı, bizi mutluluğa götüren bir yolculuğa nasıl dönüştüreceğimizin hikâyesi.


Altı çizilesi yerler;

*"...hepsi de düşüş sırasında dehşetin yol açtığı bir kalp krizinden ölür, inişin ve saatte iki yüz kilometre hızla yakınlaşan toprağın dayanılmaz görüntüsünün ürkünç korkusu. Kalpleri patlatmadan önce, iç organlarını kusturan amansız bir korku yere serer onları. Ölüm anında gözleri yuvalarından fırlamıştır."
*Hoşlanıyorsun ister istemez yararlanıyorsun bu durumdan. Beynimiz böyle işliyor. Her az bizi en iyi tercihimiz olduğunu kabul ettiği şeyi benimsemeye yöneltiyor. Yani, yaşamakta olduğun her durumda, beynin yapmayı bildiğin şeyler arasından ona en uygun geleni, sana en fazla yarar getirecek olanı seçecektir. Her şey böyle işler. Sorun, hepimizin aynı tercih yelpazesine sahip olmamamızdı… Bazı kişiler çok değişken tutum ve davranışlar geliştirirler. Dolayısıyla, verili bir durumla karşılaştıklarında, beyinlerindeki olası tepkiler yelpazesi çok geniştir. Başkalarıysa her zaman az çok aynı şeyi yapma eğilimindedirler ve bu durumda, yelpaze sınırlıdır. Tercih edilen şey de ender olarak uygun düşer. (syf,46)
* üzgünüm… İnsan, istediği her şeye sahip olduğu rahat bir ortamda doğduğunda mutlu olmak çok daha kolaydır. (syf,47)
* “Eğlen. Sana verebileceğim en iyi öğüt bu. Eğer bunu başarırsan kazanırsın. Her şeyi ciddiye almayı bırak. Biraz geri çekil ve bu sınavı bir oyun gibi gör. Zaten böyle değil mi? bir oyun. Kaybedecek hiçbir şey yok, yalnızca deneyimlenecek şeyler.” 
“Biliyorsun, herkes yaşamı ya kaçınılması gereken tuzaklarla dolu ya da her köşe başında zenginleştiren bir deneyim sunan geniş bir alan olarak görebilir.”(syf, 67)
* Onun gibi insanlar sonuçta bir daha asla göremeyeceğin yabancılardır. Yaşamın, geleceğin onlara bağlı değil, öyle mi? yine de, sana değer vermelerini sağlayacak şeye az çok uyma ihtiyacı duyuyorsun. Hayal kırıklığı yaratmaktan ve reddedilmekten çekiniyorsun. Bu nedenle gerçekten hissettiklerini ifade etme izni vermiyorsun. Başkalarının beklentilerine uyum sağlamak için çabalıyorsun… (syf, 94)
* “Özgürlük bizim içimizdedir. İçimizden gelmelidir. Sana dışarıdan verilmesini bekleme… (syf, 95)
* Ama yaşamda bizi korkutan her şeyden uzak durmaya çabaladıkça korkularımızın çoğunun kendi zihnimizin eseri olduğunu keşfetmemiz engellenir. İnanılan şeyin hatalı olup olmadığını bilmenin tek yolu,onu pratikte sınamaktır!. (syf,96)
* Gandhi’nin bir sözüydü: “Dünyada görmek istediğimiz değişim olmalıyız.” (Syf, 121)
* “Kesin olan tek şey, değişimin başkalarından gelmeyeceği!”
Gerçek, senin yaşamının senden başka kimsenin değiştiremeyeceği. Bu nedenle yaşamına sahip çıkmalıdır. (syf,123)
* İnsan varlığı değişimden yenilikten korkar ve çoğu zaman, çok güç olsa bile alışıldık koşullarda kalmayı, pek iyi tanımadığı yeni bir duruma geçmek için diğerini terk etmeye tercih eder. (syf,125)
* “Yine değişime direnmek bu! Çocukla yetişkin arasındaki temel farklılık: Çocuk gelişme arzusu duyar. Yetişkin değişmemek için elinden geleni yapar.
“Çoğu insanda, tutumunu değiştirmeme yönündeki bu irade yirmi ya da yirmi beş yaş civarında ortaya çıkıyor. Bu yaşın biyolojik olarak neye denk düştüğünü biliyor musunuz?” (syf,129)
* “Sağlık Bakanlığının resmi istatistiği: Çoğu insan emekli olduktan sonra sağlıkları aniden kötüleşiyor. Sence neden? Faal yaşamdalarken, yaşlı moruklar gibi görülmemek için az da olsa gelişme göstermeye, uyum sağlamaya çabalıyorlar. Emekli olur olmaz, bu konuda hiç çaba göstermiyorlar. Alışkanlıkları içinde donup kalmıyorlar ve düşüş başlıyor…”  (syf, 130)
* Anlaşılmaya çalışılmadan önce, başkasını anlamaya çalış.  (syf,131)
* Diyelim, az tanıdığın biriyle asansöre bindiğinde, genellikle onunla iletişim kurmak, onunla sokakta konuşuyor olmanızdan daha az rahat olur, öyle değil mi? (syf,134)
* Demek istediğiniz, eğer ben bir kişinin duruşunu yeterince uzun süre benimsersem ve sonra da duruşumu değiştirirsem o da benim hareketimi izleyecek ve benim gibi değiştirecek midir? (syf, 137)

*Cevabını bildikleri soruları soran insanlardan nefret ederim; söylediklerini sizin onaylamanız için yaparlar bunu yalnızca. (syf,165)

Paulo Coelho-HAC (Eylül Ayı Okumalarım)





Arka Kapaktan:
"Kente dün geldim. El Cebrero yakınlarındaki Pedrafita'dan Compostela'ya giden otobüsü yakaladım. Otobüs iki kent arasındaki 150 kilometreyi dört saatte aldı; bu da bana Petrus'la yaptığım yolculuğu hatırlattı. Bazen aynı mesafeyi iki haftada yürüdüğümüz olmuştu. Biraz sonra San Tiago'nun mezarına gidip Meryem Anamızın deniz kabukları üstüne işlemiş suretine bırakacağım. Sonra da en kısa zamanda Brezilya'ya giden bir uçağa atlayacağım, yapacağım o kadar çok iş var ki. Başımdan geçen her şeyi anlatacağım bir kitap yazmayı düşünüyorum. Ama hemen değil..

Paulo Coelho 1986'da bir hac yolculuğuna çıktı: Piraneler'den Santiago de Compostela'ya uzanan 700 kilometrelik ortaçağ yolunu yürüdü. Hac, yazarın, hacıların Santiago Katedrali'ne varmak için bin yıldır yürüdükleri bu yolda yaşadığı heyecan dolu serüvenlerin öyküsü. Yalnızca Simyacı romanının yolunu açan ilk önemli romanı olduğu için değil, yazarın felsefesindeki insan sevgisini eksiksizce dile getirdiği için de Hac'ın Coelho'nun yapıtları arasında onsuz edilemez bir yeri var. Hac, sıradışının sıradan insanlarının yolu üstünde olduğunu anlatan büyüleyici bir roman.
(Arka Kapak)

Altı Çizilesi Yerler;
*Haccı gerçekleştirdiğim yıl Santiago Yolu'nu yalnızca 400 kişi yürümüştü. Resmi olmayan istatistiklere göre 1999 yılında, metinde sözü edilen barın önünden günde 400 kişi gerçekleşmiştir. (syf,11)
*Ruh sağlamlığının R'si, aşkla tapınmanın A'sı, merhametin M'si; regnum'un R'si, agnumu'un A'sı, mundi'nin M'si. 
(syf,18)
*İslamiyeti Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göç edişi gibi, tüm inananların ömürlerinde en az bir kez Kabe'yi ziyaret etmelerini gerektirir ya, Hıristiyanlar  da birinci bin yılda üç yolu kutsal sayıyorlardı. Bu yolları aşanların kutsandığına ve günahlarının bağışlandığına inanılıyordu. Birinci yol, Aziz Petrus'un Roma'daki mezarına giden yoldu; bu yola gidenlere Gezginler deniyordu ve bunlar haçı simgeleri kabul ediyorlardı. İkinci yol, Hz. İsa'nın Kudüs 'teki Kutsal Kabrine giden yoldu; bu yola gidenler, Hz. İsa Kudüs'e girdiğinde palmiye dallarıyla karşılandığından Palmistler denmişti.
...Havari San Tiago'nun mezarına giden üçüncü bir yol vardı. (syf, 27)
*Hacı denen bu ziyaretçilerim simgesi deniz kabuğuydu..
 Bugün bile, mistikler, sofular ve araştırmacılar, Fransa'nın Saint-Jean-Pied-de-Port kendti ile İspanya'daki Santiago de Compestela Katedrali arasındaki yedi yüz kilometrelik yolu yayan gidiyorlar. (syf, 28)
*"İstiridyeler"i getirip getirmediğimi sordu. Hacıların, havarinin mezarının simgesi olarak benimsedikleri deniz kabuklarından söz ediyordu; hacılar buluştuklarında deniz kabukları bir tür kimlik yerine geçiyordu. (syf, 32)
*Şapka güneşten ve kötü düşüncelerden, pelerin yağmurdan ve kötü sözlerden, su kabağı da düşmanlardan ve kötülüklerden korur seni.. (syf, 33)
*..insan yürürken sigara içtiğinde ciğerlerine daha çok nikotin gidiyormuş ve duman midesini bulandırıyormuş. (syf, 38)
* "Hız Egzersizi" Normal yürüyüşünün yarı hızında yirmi dakika yürü. Ayrıntılara, insanlara ve çevrendeki şeylere dikkat et. Bunu yapmanın en iyi zamanı, öğle yemeğinden sonradır. Bu egzersizi yedi gün tekrarla. (bu egzersiz 20 dk sürmeli) (syf,48-49)
*Hayallerimizi öldürdüğümüzün ilk belirtisi vakitsizliktir. Hayatımda tanıdığım en işi başından aşkın insanlar, her zaman her şeyi yapmaya vakit bulmuşlardır. Hiçbir şey yapmayanlar ise her zaman yorgundurlar ve yapmaları istenen azıcık işle bile hiç ilgilenmezler. Durmadan günün çok kısa olduğundan yakınırlar. Aslında yürekten savaş vermekten korkarlar. (syf,60)
*Hep insanları kendi inancımıza inandırmaya, dünyayı bizim gördüğümüz gibi görmelerini sağlamaya çalışırız. Bizim inandığımıza ne kadar çok insan inanırsa inandığımızın doğruluğunun o kadar çok kesinleşeceğini sanırız.  Ama işin aslı öyle değil işte. (syf,96)
*Balık tutmanın, temelde insanoğlunun dünyayla ilişkisinin bir simgesi olduğu kanısındaydı…
Hayatında önemli bir karar vermeden önce gevşeyip rahatlatmak için bir şey yapmak her zaman iyidir. Zen rahipleri kayaların büyümesini dinlerler. Ben balık tutmayı yeğlerim. (syf,103)
*Bütün bir hafta koşar adım yol aldıktan sonra şimdi buraya takılıp kaldığımıza göre, demek bugün bu saatte burada olmamız gerekiyordu. (syf,159)

*Hac yolculuğumu tamamladıktan sonra, burada tüm başımdan geçenleri betimleyen çok güzel, kocaman bir resim yapmıştım. Burası sıradan insanların Yol’udur; istersen sen de aynı şeyi yapabilirsin. Resim yapmayı bilmiyorsan, bir şeyler yaz ya da bir bale yarat. Öyle ki, insanlar nerede olurlarsa olsunlar Yakub yolunu, Samanyolu’nu , Santiago Yolu’nu yürüyebilsinler.

20 Eylül 2013 Cuma

Çavdar Tarlasında Çocuklar - J.D.Salinger (Eylül Ayı okumalarım)


Altı çizilesi yerler;

*Hayat, tabii ki bir oyundur, evladım. Hayat kurallara göre oynanması gereken bir oyundur.(syf,13)
*Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir.(syf,23)
*…yarım-kafakol çekeyim dedim. Belki bilmiyorsunuzdur, bir güreş oyunu bu rakibinizin bir koluyla boynunu birlikte kapar, öldüresiye yüklenirsiniz. Nitekim yaptım da.(syf,34)
*Kızıl saçlı insanlar çok çabuk kızar derler…(syf,41)
*Zaten bütün geri zekâlılar kendilerine geri zekâlı denmesinden nefret ederler.(syf,46)
*Bir kız kendisini oynaşmaya bir kaptırdı mı, beyin meyin aramayın onda.(syf,91)
*…ama mayalı sütten bayağı vitamin alıyorsunuz.(syf,104)
*Katolikler, sizin de Katolik olup olmadığınızı anlamaya çalışırlar. İrlanda kökenlilerin çoğu Katoliktir. (syf,108)
*Dümdüz bir çizgide yürüyormuş gibi yapıyordu, çoğu çocuklar gibi ve durmadan, “Yakalarsa birini biri, çavdarlar arasında” şarkısını söylüyordu. (syf,111)
*Küçükken aynı banyo küvetinde yıkanmışlardı sanki. (syf,122)
*Yetişkinler, böyle açık ağızla uyurken berbat görünürler, ama çocuklar öyle görünmüyor. Yastığın üstü olduğu gibi tükürük olsa da, güzel görünüyor çocuklar. (syf,151)
*O öyle değil, “Rastlarsa birine biri, çavdarlar arasında,” olacak! Şiir bu, Robert Burns’ün.(syf,162)
*Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, bilmiyorum ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim. Biliyorum çılgın bir şey. (syf,162)
*Bacak bacak üstüne atıyorsun, soluğunu tutuyorsun ve çok çok sıcak bir şey düşünüyorsun. Kalorifer filan gibi bir şey. Sonra alnın öyle bir ısınıyor ki, dokunanın eli yanıyor. (syf,166)
*Olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir, olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir. (syf,176)
*Eğer hormonlarınız normalse yüzünüzün gözünüzün ne biçimde olacağı anlatılıyordu.(syf,183)
*Eğer ağzınızda çıkan yaralar çabuk iyileşmiyorsa, bu belki de kanser olduğunuzun bir belirtisiydi. (syf,183)
*Ortalıkta yalnızca küçük bir oğlan gördüm, zenci bir çocuk helâya gidiyordu. Aynı bizim zamanımızdaki gibi, öğretmenin helâya izin verdiğini gösteren tahta bir çubuk sokuluydu arka cebine.(syf, 187)
*Mısırlılar ölülerini nasıl gömerlermiş biliyor musun? Ölülerin yüzlerini gizli bir kimyasal maddeye batırılmış bezlerle sararlarmış. Bu yolla ölüler mezarlarda yüzleri çürümeden binlerce yıl kalabiliyorlarmış bu gizli maddeyi Mısırlılardan başka hiç kimse bilmiyor. (syf,190)


10 Eylül 2013 Salı

Okuma Şenliğinde 2.Ayımız doldu ve Okuduğum Kitaplar

Merhabalar, Pinuccia'nın Okuma Şenliği etkinliğinde 2.ayımızı doldurduk. Bol bol kitap okudum :)
-9 Ağustos-9 Eylül arası okuduğum kitaplar:

*15 puan: Yasaklanmış bir kitap okuyanlara.
-J. D. Salinger _ Çavdar Tarlasında Çocuklar 200 sayfa (yasaklanmış kitap) Yapı Kredi Yayınları
*20 puan: Esas mesleği yazarlık olmayan bir kişinin yazdığı bir kitabı okuyanlara.
-Edebiyat Mutluluktur/Zülfü Livaneli-240 sayfa (Hürriyet Kültür Sanat sayfasında katıldığım çekiliş sonucu Zülfü Livaneli imzalı kazandığım kitap :)
*20 puan: Hiç görmediği bir ülkede olayların geçtiği bir kitap okuyanlara.
-Atina'da Bir Kadın/Sofka Zinovieff-299 sayfa
*25 puan: Romanın yazarı veya karakterlerinden birinin adı veya soyadı kendisininkiyle aynı olan bir kitap okuyanlara.

-Aşkın Gözyaşları Tebrizli Şems/Sinan Yağmur-248 sayfa
Toplam: 80 puan ve 987 sayfa 















*ÖZET 1. AY
Toplam: 70 puan ve 2488 sayfa

•(5 puan) Canımın istediği kitap:Kavim-Ahmet Ümit (cep boy) 535 sayfa-everest yayınları 
•(5 puan) 150 sayfadan kısa kitap: 'AN'da Geçmiş Zamanlar/Nuran Karakaya Göktürk-96 sayfa-Ares Yayınları 
•(10 puan) Okuduğu kitabın adında bir renk olanlara: Mor/İnci Aral-319 sayfa-epsilon yayınları 
•(10 puan) Bir serinin ilk kitabı olmayan kitap: Angela'nın Külleri 2 (Umuda Doğru)/Frank McCourt-392 sayfa (cep boy)-epsilon yayınları 
•(15 puan Kendisi dışında herkesin o kitabı okuduğunu düşünüp sonunda o kitabı kendisi de okuyanlara:Ye Dua Et Sev/Elizabeth Gilbert -490 sayfa(cep boy) pegasus yayınları 
•(25 puan) 400 sayfadan uzun bir kitap okuyanlara: Ahmet Ümit/Bab-ı Esrar-656 sayfa(cep boy)-everest yayınları 

9 Eylül 2013 Pazartesi

9 Eylül'de Candan Erçetin Konseri





Candan Erçetin 9 Eylül’de Bornova’da

Bornova Belediyesi, 9 Eylül’ü Candan Erçetin konseri ile kutlayacak. Sevilen sanatçı İzmir’in düşman işgalinden kurtuluşunun 91. yıl dönümünde İzmirli hayranlarıyla buluşacak. Bornova Cumhuriyet Meydanı’ndaki konser 9 Eylül Pazartesi günü saat 21.00’da başlayacak. Mütevazı kişiliği ve duruşuyla sanat dünyası içerisinde özel bir yere sahip olan Candan Erçetin, vatandaşların ücretsiz olarak izleyebileceği konserde unutulmaz bir gece yaşatacak.

2 Eylül 2013 Pazartesi

ATİNA'DA BİR KADIN - Sofka Zinovieff (AĞUSTOS AYI OKUMALARIM)


Arka kapaktan

Babası Rus, annesi İngiliz Sofka Zinovieff, genç bir üniversite öğrencisiyken Yunanistan’da birkaç ay geçirip bu güneşli Akdeniz ülkesinden ve insanlarından çok etkilenir. 2001 yazındaysa, Sofka ile Yunanlı eşi Vasilis, en büyük düşlerini gerçeğe dönüştürüp Atina’ya yerleşmeye karar verirler. Böylece bir yabancının gözünden Atina’yı ve Yunanistan’ı tanıtan en eğlenceli, en komik ama yeri geldiğinde de en ciddi anı-gezi kitabı Atina’da Bir Kadın ortaya çıkar.
Zinovieff, kitabında Yunanlılarla ilgili bilinmesi gereken her şeyi anlatıyor: Yunanistan tarihi, Yunan mutfağı, tavernalar,  rebetiko, gece hayatı, Yunan adaları ve Türk-Yunan ilişkileri…
“Şiirler, tarihle ve usta gözlemlerle dolu harika bir kitap!” Daily Mail
“Yunanistan’a gitmeyi düşünen herkesin okuması gereken, son derece yalın ve iyi yazılmış bir anı-gezi kitabı.” Peter Stothard, Times Literary Supplement
*… “çirişot” araştırmacılara göre, bu bitkinin tohumları ve kökleri, Yunanistan’da mısırın yetiştirilmesinden önce temel besin maddesiydi. Çirişotu aynı zamanda ölümle bağdaştırılan bir bitkidir.
*…”Marti (Mart ipi)”  arkadaşlarım uğur getirsin diye yapmışlar. Paskalya zamanına kadar bileğimizden hiç çıkarmamamız gerek.
*… kuzunun bağırsaklarıyla, sakatat parçalarının uzun bir şişe geçirilip kömür ateşinde pişirilmesiyle yapılan “kokoretsi” yapılacaktı. Bu geleneksel yemek, deli dana hastalığının ortaya çıkmasıyla son yıllarda Avrupa Birliği tarafından yasaklanmış olsa da bu yasak, kokoreçe olan ilgiyi daha da arttırmıştı.
*Her kilisenin kapısına, mezarlıklara özgü mor renkli rozetler ve kurdeleler asılmıştı. Her kilisenin içinde birer epitafilos yani Hz. İsa’nın üstü örtülü ve çiçeklerle kaplı temsili bir mezarı yer alıyordu.
*…İsa’nın çarmıha gerildiğinde yaşadığı acıyı anımsamak için sirke içer ya da tuz yerdi.
*Almanlarla ilgili bu öykü; “Yunan askeri, Yunan bayrağını çıkarıp, kendi üstüne sarmış, sonra kendini aşağıya bırakıvermiş.” Bu öykünün gerçekliği (zamanında Daily Express gazetesinde yayınlansa da) hiçbir zaman kanıtlanamamıştır.
*Bilet gişesinde çalışan devlet memurları, öğlen ikide çalışmayı bırakıyor, dolayısıyla dünyanın en ünlü turistik yerlerinden biri olan Akropolis, günün büyük bölümünde kapalı kalıyordu çünkü ülkedeki bütün devlet memurları için paydos saati ikiydi.
*Her Atinalı, Akropolis’ten kendisine göre bir anlam bulup çıkarır. Bu yapıyla kişisel hatta çok özel bir ilişki kurarlar.
*Faskomilya (Adaçayı) adını, dört bir yanda yetişen adaçayından almıştı.
*”Poseidon” Uzmanlara göre, bu tapınak Parthenon tapınağı ve hemen yakınlardaki Eyina adasında bulunan muhteşem Aphaia tapınağıyla birlikte kusursuz bir eşkenar üçgen oluşturur.
*Son yıllarda yapılan gülünç villalarla gösterişli apartmanlar, kadınların eskiden giydiği somon pembesindeki giysilerin tonlarında boyanarak son modaya uydurulmaya çalışılmıştır.

Altını çizdiğim yerler;
*Yunanlıların konuşmasının en belirleyici özelliği sözlerini sakınmadan fikirlerini ifade etmeleridir. Yunanlının doğasında var olan bu tartışma ve eleştirme huyu, gayet sıradan bir konuşmanın dışarıdan bakıldığında bir ölüm kalım meselesi olarak algılanmasına yol açabilir.
*…peynirli poğaça;  tiropita. Burada çocuklar kahvaltı yapmayı pek sevmez. Tiropita ise geç saatte yenen bir öğle yemeğinden önce açlığı bastırmak için en çok tercih edilen yiyecektir.
*”Bayan (Kiria)”, bildiğimiz su ”küçük-su (nero-neraki)”, hayır “ohi”, ekmek “ekmekçik (psomi-psomaki)”, el “elceğiz (heri-heraki)” ,it sürüsü “koprokskyla”,  manyak “ylameni”, aptal “ilithia”, işe yaramaz “malakas”, şenlik “glendi”, keyif “kefi”, Allah göstermesin “a-pa pa pa”,simitler “kulourya”,*semt isimleri; kumru “peristeri”, tarlakuşu “koridhalos”, boğa”tavros”, arı kovanı “kipseli”, başkalaşım “metamorfosi”, defne “dhafni”, üzüm bağları “ambelokipi”, misket üzümü “moshato”, güzel manzara “kalithea”, küçük sütun “kolonaki”. Özgürlük “eleftheria”, barış “irini”, bilgelik “sofia”, kurtuluş “sotiria”, şafak “harama”,
*Birisiyle ayrılırken, iyi günler diyerek  vedalaşılır ve “iyilikle kal” denir. Hatta doğumu yaklaşan hamile kadınlara  “iyi kurtulmalar” dileğinde bile bulunulur.
*Çok kullanılan bir atasözü; “Yamalı da olsa, kendi evindeki ayakkabı giy.” Bu düşünceye göre, kendi memleketinden huyunu suyunu bildiğin biriyle evlenmek, uzak diyarlardan gelmiş, daha çekici bir kadınla evlenmekten daha iyiydi.
*Yunanlılar daha yüksek sesle konuşup, birbirlerinin sözünü çok sık keser, beden dillerini içlerinden geldiği gibi kullanmazlarsa, kendilerini köşeye sıkışmış gibi hissedip bocalamaya başlarlar.
*…Radyoda dinlediğim bir uzmana göre, tespih boncukları tercihen kehribar, sonra kemik, fildişi, tahta ya da mercan gibi yaşayan malzemelerden yapılmalıymış.
“Metal ya da taş gibi ölü bir malzemeden yapılırsa, sürekli yanımda taşıyıp, okşayabileceğim bir arkadaş olmaz bana o tespih”…
*…genel evleri, bir okul, meydan, kilise, frontistirio (dershane)ya da çocuk bahçesinin 200 metre yakınına bir “ev” açmak mümkün değil…
*…”yabani soğan” olarak bilinen büyük çiçek soğanlarını kırmızı kurdelelerle bağlayıp, satıyorlardı. Bu çiçek soğanları evimizin yakınlarındaki tepelerde gözümüze ilişmişti ama ön kapıya asıldıklarında uğur getirdiklerine inanıldığını hiç bilmiyordum.
Bu eski geleneğe göre “zeytin ve defne dalları” bütün bir yıl kapıların üzerinde asılı kalır ve 1 Ocak’ta yenileriyle değiştirilirmiş.
*”hrisi mu” canım anlamında kullanılsa da kelime anlamı “altınım” demektir.
*…isim günlerini asla atlayamazsınız. Bu kutlamalar kaçınılmaz olarak sizinle aynı ismi paylaşan bir sürü insanla aynı gün yapılıyor olsa da isim günleri doğum günlerinden bile daha büyük önem taşır. Birçok insan isim günlerinde evlerinin kapısını herkese açık tutar.
*Yunanistan (kişi başına yaklaşık yirmi litrelik tüketimle) en fazla zeytinyağı kullanılan ülke konumunda. Yunanistan’daki ağaçların dörtte üçünden  fazlası zeytin ağacı.
*Bebeklere doğdukları ilk bir yıl içinde ya da vaftiz törenine kadar genellikle bir isim konmaz.
*Yunanistan’da her yıl ocak ve şubat aylarında yaşanan ılıman ve gökyüzünün masmavi olduğu günler çok eskiden beri biliniyordu. Efsaneye göre yalıçapkını o kadar zarif bir kuşmuş ki, kış ortasında yumurtalarını sahile bıraktığında, yavrular yumurtadan çıkıncaya dek fırtınalı denizler diner durulurmuş.

AŞKIN GÖZYAŞLARI-SİNAN YAĞMUR(AĞUSTOS AYI OKUMALARIM)



Arka kapaktan

Yedinci ve en tesirli bıçak darbesi ensesine gelir boynu sağa doğru bükülmüştür. Dervişler yere kapanmasını bekleye dursun. Şems Hz. Peygamberin şu hadisini sesi boğuk mırıldanır: “Allah’a kavuşmayı isteyeni Allah da sever” Dervişlerden birisi sırtına tekmeyi vurur. Yüzüstü taş zemine kapanır, dudağı patlamış, dişleri zemine dökülmüştür Siyah feracesi kanlar içinde bordoya dönmüştür. Saçlarından tutarak kafasını kaldıran dervişin niyeti Şemsin başını gövdesinden ayırmaktır 
Baş derviş engeller. Bırakın son nefesini versin. Sonra da en yakın bir kuyuya atın. Kıyafetine sarp atın. 

Avluyu yıkayın. Sabah ile yola çıkarız. Şems hala son nefesini vermemiştir Sille taşının üzerindeki başını hafifçe göğe kaldırır ve: “Allah ne güzel sevgilidir. Rabbim sana aşığım. Ve bu canı sana hediye ediyorum.” Mevlana içeri girer, mendili koklar eli titreyerek açar. İçinden san kağıda yazılmış bir not çıkar: “Yemin ederim ki ölümümün gözlerinin önünde olmasını isterdim. Gör ki aşk için 
ölmek ne demekmiş.” Mevlana olduğu yere düşüp bayılmıştır.Geceden sonra doğan ve kalplerin çöllerini cennetlere çeviren bir gözyaşı bu. Çoraklaşmış ve çöle dönmüş kalpler; açın sadrınızı! Aşkın gözyaşları, serin serin, sağanak sağanak, üzerimize damlıyor; bakın gökyüzüne, nasılda aşk yağıyor..


Altını çizdiğim yerler,

*Her şey insanoğluna feda iken, insanoğlu ise kendine cefa olmuştur.
*Sen teninle hayvan, ruhunla meleksin.  Bunun için hem toprağa hem feleğe gidersin.
*Gençliğin dört umdesi vardır. Vatan kokusu, kitap kokusu, oğul kokusu ve yârin kokusu…
*Arıyorum; içimdeki yakınlığı, yakınlıktaki içimi, içimdeki seni. Dönüp dolaşıyorum ey aşk. Dolaşıp duruyorum.
*İkiyüzlü insan cehennemin en alt katındadır.
*Gençliğimde aradığımı yaşlılığımda buldum, neylersin. Ya ben erken geldim ya sen geç kaldın vuslata, neylersin. Kader!
*Allah göklerin ve yerin nurudur. O’nun nuru, içinde kandil bulunan içi oyuk bir kandil gibidir. Kandil bir sırça içindedir. Bu sırça da sanki incimsi parlak bir yıldızdır ki ne doğuya ne batıya nispet edilmeyen bir zeytin ağacından yıkılır. (Nur,35)
*Aşkın aslı üç mertebe üzeredir: İnsani aşk, ruhani aşk ve Rabbani aşk. İnsani aşk, aşkın başıdır ve ruhani aşkın basamağıdır. Ruhani aşk da Rabbani aşkın merdivenidir. Rabbani aşk, cevheri saf, cismi latif, görünümü zarif, tabiatı ince, ruhu yumuşak, sırrı aydınlık ve yaradılışı yüce insanlarda açığa çıkar. Öyleyse aşk, cemal, güzellik, yetkinlik ve ahlak sahiplerinde bulunur.
*Âlimlerin sediri sofanın ortasıdır. Ariflerin sediri evin köşesidir. Sofilerin sediri sofanın kenarındadır. Âşıkların mezhebinde sedir dostun yanıdır.
*Dün, dünle beraber gitti cancağızım
   Ne kadar şey varsa düne ait

  Şimdi yeni şeyler söylemek lazım…
*Peygamberin bir hadisi vardır:”Eğer bir kimse bir şeyden Allah lütfüne ulaşırsa ona sıkı sıkıya bağlanmalıdır.”
*Haram rızık peşinde koşanın kalbi,  teni içinde tamamıyla ölüme mahkûmdur. Belaların nerden geldiğini bilmemek, belaların en büyüğüdür.
*Gönül konularında kendini hemen verme, kendini verdiğin de diplere batarsın.
*Suskun ve anlaşılmaz insanlarla karşılaştığında, onlara düşüncelerini açma. Alıngan ve bencil insanlarla karşılaştığında sözlerine dikkat et.
*Dostluk gül olmaktır, yaprağı ile de dikeni ile de.
*…Şeytan da bu zamana kadar bütün insanları kandırıp saptırmaya çalışacağını söyledi. “Önlerinde, arkalarında, sağlarında ve sollarında olacağım dedi.” Allah buna izin verdi; fakat şöyle buyurdu: ”Senin bütün takipçilerini cehenneme atacağım ve Ben de kullarıma altlarından ve üstlerinden tecelli edeceğim.”
…şeytan dört yönü alarak üstümüzü ve altımızı Allah’a bıraktı. İşte bu yüzden *dua ederken ellerimizi havaya kaldırırız ve secde ederken başımız yere bakar.
*Ben aşkın tadını Mevlana’dan, taşkınlığını ise Kimya Hatun’dan öğrendim.
*Sağ elini göğe, sol elini toprağa doğru aç. Gözlerini kapa kainatla birlikte dönmeye başlıyoruz.  Sakın gözlerini açayım deme. Gökten sağ eline dökülenleri görmemen lazım. Sol elinden toprağa düşen canları da görme sadece sema et.
*Aşk ve ölüm anlıktır. Anın anıdır. Aşk ölümde dirilmek. Ölüm aşkta kendini bulmak, birliğe ermektir.
*Mihr-i ban; Mihr, Farsça’da muhabbet, merhamet demektir. Aynı zamanda güneş manasını da taşır. Ban, sahip manasında cı-ci ekidir. Mihriban; sevgiye dönüşen, sevgi soluyan demektir.
*…gece cenaze namazı kılınmaya başlanır. İslam tarihinde Hz. Osman’dan sonra cenazesi kılınıp defnedilenin ikincisi Şems’e nasip olmuştur.